Mısır Piramitlerinin İnşası ve Sırları

Mısır Piramitlerinin İnşası ve Sırları

Mısır Piramitlerinin İnşası ve Sırları

Mısır Piramitlerinin Sırları Nelerdir?

Gize Piramitleri
Gize Piramitleri

Dünyamızın yedi harikasından birisi olup günümüze kadar zarar görmeden hayatta kalmayı başarabilmiş tek bir yapı Mısır’da ki Gize piramitlerinden olan Keops piramididir.
Piramit biçimindeki yapılar yalnızca Mısır’a has olmayıp dünyanın bir çok bölgelerinde de inşasının örnekleri bulunur.

Ama sayı bakımından en çok Mısır’da bulunduklarından bölge ile özdeşleşerek Mısır Piramitleri şeklinde adlandırılır.

Dünyadaki En Değerli Piramitler :

Keops Piramidi 145,75 mt.
Sakkara Piramidi 63,17 mt.
Sakkara Pepi II S. 52555 mt.
Mikerinos Piramidi 66,5 mt.
Maldum Snefru Piramidi 93,26 metre.
Kefren Piramidi 143,56 mt.
Dahahur Snefru P. 103, 95 mt
Dahahur Bent Piramidi 104,85 metre.

Teotehuacan Meksika
Dohan Tapınağı Çin Halk Cumhuriyeti
Tiahuanaco Bolivya
Uxmal Tapınağı Meksika

Piramit Nedir?

bükülmüş pramidi
Bent Pramidi

Tabanı kare biçiminde olup köşelerin tepede yalnız bir noktada birleşmesi ile oluşmuş olan geometrik biçimdir. Dört eşit büyüklüklerde üçgen yüzeylere sahip olan piramitler, inşa edildikleri zaman mühendislik bakımından son derece sağlam bir yapı sergiler.

Piramitlerin Tarihçesi :

Piramitler firavunun mumyası ile onun kıymetli hazinelerini ve ayrıca zamanın eşsiz sanat eserlerini saklamak maksadı ile yapıldığı düşünülür.

Ama bugüne kadar hiç birinin içerisinde herhangi bir mumyaya veyahutta hazineye denk gelinmemiştir.

Dünya’da ilk inşa edilen piramit Sakkara’da olup piramidin yapımı milattan önce 2620 senesinde bitmiştir.

İlk örnekleri basamaklı olarak yapılan piramitlerin birden fazlası tamamlanamamış veyahutta yapım etabında yıkılmıştır. Bunun ise ilk örneği milattan önce 2570 senesinde yapımına başlanan Meidum piramidi olup, 8. basamağı yapılırken yıkılmıştır.
Piramitleri inşa eden kişiler bunlardan ders çıkararak daha da yüksek piramitler yapmak için, tabanı mümkün olduğu kadar geniş tutarak eşkenar bir geometri kullanmanın gerekenlerin arasında olduğunu düşünmüşlerdir.

Nil nehri yakınındaki Dahahur cıvarın da milattan önce 2570 senesinde inşaatına başlanan Bent piramidi, üçte ikilik bölümü tamamlanmasından sonrasında daha da önceki tecrübeler de baz alınarak eğim açısı düşürülmüştür.

Böylelikle yükseltilmeye devam edilmiştir.

Bu yöntem ile milattan önce 2565 senesinde başarı ile tamamlanmış olan Bent piramidi daha da fazla rijit bir yapıya kavuşmuştur.

Eşsiz bir görüntüye de sahip olmuştur. Bu tarihin sonrasında yapılmış olan tüm piramitler daha da küçük ayrıca sabit bir açı ile yükseltilip inşa edilmiştir.

Piramitler Kimler Tarafından İnşa Edildi?

Keopsun Gemisi
Keops’un Gemisi

Önceleri piramitlerin Mısırlı olan kölelerin inşa ettiği düşünülmekte iken 1990 senesinde bir turist ata binmiş ve bu atın üzerinde iken atın ayağı bir çukura düşmüştür.

Bunun yanı sıra bu çukur da gizemli bir mahzen açılmıştır.

Burası piramitlerin yapımında çalışmakta olan işçilerin usta başı olan kişinin mezarıydı.

Kubbeli mezar şeklinde bilinen mekanın, duvarları işlemeli ve ayrıca ihtişamlı bir yapıya sahipti. Böylesine güzel olan bir mezarın işçi sınıfındaki birine yapılması da çalışan kişilerin esir olmadığının göstergesiydi.

Piramit yapımında çalışan işçiler gündüzleri çalışıyor ayrıca akşamları buradaki köylerde olan evlerine gidiyorlarmış. Bunun sonrasında bu bölgede yapılmış olan kazılarda 250’den fazla değişik mezarlara rastlanmıştır.

Usta başının etrafındaki mezarlar seçkin olan işçilerin mezarları iken normal olan işçiler biraz daha da uzakta toplu olarak bulunmuştur.

Ölen her bir kişi için, birer mezar yapılmış olduğu anlaşılmış olan kazılarda mezarların giriş bölümünde çalışan işçilerin statülerini göstermiş olan hiyeroglif yazılar bulunmuştur.

Bu hiyeroglif yazılarda mezar inşaatı yöneticisi, mezar inşaatı denetçisi tarzında ibareler yazıyordu.

Bunun yanı sıra bu mezarlarda bazı işçilerin minyatür heykelleri ayrıca sanat eserleri de vardı.
Yaklaşık olarak 200.000 işçinin çalıştığı bu bölgedeki iskeletler incelendiği zaman omurganın müthiş bir yüke maruz kaldığı meydana çıkmıştır.

Omurgaya binmiş olan çok fazla yük buradaki taş taşıma işlemlerinin gücüne işaret ediyordu.

Bu kadar özveri ve ayrıca emek ile meydana çıkan piramitlerin yapımları için, binlerce işçi bu bölgelerdeki şehirlerde yada köylerde yaşıyorlardı.

Yapılmış olan kazılarda fırınlar, çömlekler, evler gibi birden çok tarihi yapıt bulunurken duvarlardaki hiyeroglif resim ve yazılar nasıl ekmek yapıldığı ayrıca içecek hazırlanıldığı gibi tüm detaylar resmedildiği için zamanın şehir hayatı hakkında fikir edinmek de böylece mümkün hale gelmiştir.
Gize piramitlerinin yapımında 15 milyondan fazla kireç taşı kullanılmıştır.

Bu taşlar piramitlerden 300 metre uzaklıktaki bir taş ocağından çıkartılmış ayrıca tekrar burada kesilip işlenip hazır duruma getirilmiştir.

Kazılarda bu kısımda taşların kesilmesi için, gereken oluklu platformlar bulunarak çevresi kazılmaya devam edilmiştir. Bunun yanı sıra dev bir taş ocağının enkazı bu kazılarda meydana çıkmıştır. Taş ocağından çıkartılmış olan taş ölçüsü piramitlerde kullanılmış olan ölçü ile aynıydı. Bunun yanı sıra piramitlerpiramitlerin yapımlarında kullanılmış olan taş rampalar, kireç taşı tozu ve kil karışımlarından oluşmuş olan bir çamur ile sıvanmıştı.

Bu sıvama ile çok sert ve dayanıklı bir yapı haline gelirken, ufak bir keski darbesi ile de kolay bir şekilde koparak çözülebiliyordu. Taş ocağı bulunduğu zaman içi bu rampanın enkazı ile doluydu.
1954 senesinde Keops piramidinin güney kısmında bir kubbe bulundu.

Ayrıca kalıntılar incelendiği zaman burada bir geminin yattığı olduğu anlaşıldı. Bu gemi ise Mısır Firavunu Keops’un gemisi olduğu ortaya çıkmıştır. 13 yıl sürmüş olan yoğun çalışmanın ürünü şeklinde tüm parçalar birleştirilip müzede sergilenmeye başlandı. Senede 300.000 kişinin ziyaret ettiği müzenin tamamı sedir ağaçlarından yapılmış dünyanın en eski olan gemisi gururla sergileniyor. Daha da sonraları aynı şekilde öteki firavunlar için, yapılmış bir kardeş gemi de bulundu. Ama bu geminin zarar görmemesi ayrıca tarihi değerini kaybetmemesinden dolayı, bulunduğu odadan çıkarılmamıştır.
Firavunların mumyaları ise bir mağaranın içerisinde olan gizli bir mezarlıkta bulunmuştur.

O zamanın mumyalama tekniği desteği sayesinde binlerce sene sonrasında dahi hala yüzleri tanınabilir biçimde kalan toplamda 40 kadar mumya çıkartılmıştır.

Mumyalama işlemlerinin nasıl yapıldığı ise bu mezarlıkta duvarlara çizilmiş olan hiyerogliflerden anlaşılmıştır.

Yalnızca karın kısmına bir elin girebileceği kadar açılmış olan ufak kesikten mumyanın bütün organlarının çıkarıldığı ayrıca içine özel baharatlar yerleştirilip ve yanı sıra yağ ile sıvanmaktaydı.

O zamanın insanları ölüm sonrasında tekrardan dirileceğini düşünüyordu.

Ayrıca tüm paralarını mumyalama işlemleri için, saklıyorlardı.

Çünkü diriliş sonrasında bedenlerine gereksinimleri olacaktı. Bu sebeple bir kişi ne kadar zengin ise ölüm sonrasında o kadar iyi korunacak anlamına geliyordu.

Çokça pahalı olan mumyalama işlemi yalnızca mühim kişilere yanı sıra zenginlere yapılıyordu. Yoksul kişiler ise toplu mezarlara gömülüyordu.

Piramitlerin Gizemi Nedir?

Mayan Piramidi - Meksika
Mayan Piramidi  Meksika

İngiliz matematikçi ayrıca astronomist olan John Taylor bir takım çalışmalar yapmış bunun yanı sıra elde ettiği neticeler Howard Vyse vasıtası ile analiz edilmiştir. Bunlardan bazıları ise

  • Keops piramidinin taban alanını dünyayı yataydan ikiye böldüğümüz zaman ortaya çıkan kesit alanı gibi düşünülür ise ayrıca piramidin tabanı dünyanın yarı çapı üzerine oturtulur ise, boyu eksiksiz olarak kutup noktasına denk gelirdi. Bu demektir ki burada kusuru olmayan bir oran mevcuttur.
  • Keops piramidinin taban olan çevresini yüksekliğinin iki katına bölündüğü zaman eksiksiz şekilde pi=3,1416 sayısı elde ediliyor.
  • Keops ve ayrıca Kefren piramitleri kuzey, güney ve doğu, batı sınırlarına öyle kusursuz olarak yerleştirilmiştir ki, o günün şartları düşünüldüğü zaman hayret verici bir hal şeklinde görünmektedir.
  • Keops piramidinin üçgen biçimindeki dört yüzeyinin toplam alanı, piramit yüksekliklerinin karesine eşittir.
  • Keops piramidinin yüksekliğinin 1 milyarla çarpımı eksiksiz şekilde dünya ile güneş aralarındaki mesafeyi 149.504.000 km veriyor.
  • Piramitler bir güneş saati şeklinde işlev görmektedirler. Piramitlerin Mart ayının başlangıcında ve Ekim ayının ortasında yere düşürdüğü gölgeler, mevsimleri ayrıca senenin uzunluğunu göstermektedir.
  • Keops piramidi ile dünyanın merkezi arasındaki mesafe, Kuzey kutbu ile arasındaki mesafeye bir birleriyle eşittir.

 

Bilimsel şekilde kanıtlanmamış bazı rivayetler ise bunlardır

Piramitlerin üstünden geçmiş olan meridyen, denizleri ve karaları iki eşit parçaya böler.
Piramit hangi firavunun adına yapılmış ise, kralın odasına senede yalnızca iki kez güneş girmektedir.
Bu günler ise kralın doğduğu ve ayrıca öldüğü günlerdir.
Piramitlerin içerisinde radar tarzında malzemeler çalışmamaktadır.
Piramit içerisinde bırakılmış kirli bir sular, bir kaç gün içerisinde arıtılmış hale gelir.
Piramidin içine bırakılan süt bir kaç gün bozulmadan kalabilirken, beklenmeye devam edilmesi halinde yoğurt haline gelir.
Piramit içerisine koyulan bir bitki hiç ışık almasa dahi normal hale göre daha da süratli büyümektedir.
Açık bir yara, piramit içerisinde çok hızlı bir biçimde iyileşmektedir.
Piramitlerin içi kışın ılık yazın ise serindir.
Gize Platosundan geçmiş olan boylam, karaları ve denizleri iki eşit parçaya bölmektedir.

Mısır Piramitlerinin İnşası ve Sırları

keops piramidi-İnşa edilen en kıymetli piramitler Gize Piramitleridir.
Bunun yanı sıra Mikerinos, Kefren ayrıca Keops adında ki üç pramitten oluşmaktadır. Gize Platosunda bulunmuş olan bu piramitlerin en büyüğü ve ayrıca en gizemli olanı ise Keops piramididir.
Keops piramidi 20 sene içinde 150 metre… yüksekliğe kadar kaldırılan her birisi 2.5 ton ağırlığındaki 2.300.000 adet kireç taşı kullanılıp inşa edilmiştir. Toplam da ağırlığı 5.5 milyon ton olan bu taşların bu zaman dilimi içerisinde dizilebilmesi için, her iki buçuk dakikada bir taşın yerine oturtulmuş olabilmesi gerekiyordu.

Bu sebeple çağımızda bu piramidin en anlaşılmaz yönlerinden birisi inşasının nasıl olduğudur.
Hayranlık verici bir güce sahip olan yapı, gizemlerini taşların suskunluğuna bırakmıştır.

51° 51’ 14 eğim ile dizilen bu taşlar da hassasiyetin bin de bir oranında dahi şaşması halinde piramit en tepede doğru bir şekilde birleşemeyecekti.

Çağımızda bu tarz ufak hatalar en seçkin yapılarda bile makul bir tolerans şeklinde görülmektedir.

Fakat bundan 4500 sene önce inşa edilmiş olan piramitlerde tepe noktası kusursuz bir şekilde birleştirilmiştir.

Milyonlarca taş nasıl olur da 140 metreyi aşan yüksekliklere kaldırılmıştır?

Bunun için ise, taş bloklardan yapılma büyük rampalar kullanılmış.

Bu rampa piramidin yakınlarına kurulmuş olan taş ocağından başlayarak piramide kadar devam eden ayrıca düzenli bir şekilde kesintisiz taş taşınmasını sağlamakta olan bir yapıda inşa edilmiştir.

Aksi durumda kesinlikle gerçekleştirilen zaman dilimi içerisinde işi tamamlamak mümkün olamazdı.

Ama bu rampa piramit hacminin Yüzde 65’i tamamlanmasından sonrasında 43 metre yüksekliğe ulaşmaktadır.

Bunun yanı sıra bu noktanın sonrasında ne kadar etkili olduğu tartışma konusudur.

Zira piramidin tümünü bu rampa desteği ile yapmak için, 43 metreden 140 metreye ulaşmanın gerektiği için bunun için, piramidin toplam hacminin iki katı kadar daha da taşa gerek duyulacaktı. Bu sebeple bu seviyenin sonrasında piramidin inşasına içeri kısımdan devam edilmiştir.
piramit-yapimiPiramitler iki aşamada inşa edilmiştir.

Bir kişi piramidinin inşası öteki ise kral odasının inşasıdır.

Kral odaları piramit tabanından 43 metre yukarıda bulunmakta olup içerisinde dış ortama doğru açılmış olan hava kanallarının bulunması ayrıca tavanında 60 tonu aşan düz bloklarının kullanılması bakımından hayranlık uyandırıcıdır.

Adeti 15 ton olan bu taş blokların ne şekilde taşındığı ise, kralın odasına giden geniş yolda büyük galeri gizemlidir.

Burada karşı ağırlık mekanizması ile çalışmakta olan bir sistem bulunmaktaydı.

Ayrıca halatlar ile birleştirilmiş olan bu terazi mekanizması desteği ile bloklar arzulanan yüksekliğe kolay bir şekilde kaldırılırdı.
Taşlar arzulanan yüksekliğe kaldırıldıktan sonrasında koyulması gerekli olan yere götürülmek üzere on kişilik işçi grupları yardımı ile piramidin kenarlar kısımlarındaki tüneller içerisinde çekilirdi.

Eğer bir köşe dönülecek ise piramidin açık tünel uçlarında resimde gösterilen olarak tekrar bir terazi sistemi ile kaldırılarak yön verilmektedir.

Ayrıca diğer yöne gidecek raya oturtulurdu. Bunun daha da sonrasında bu tünelde on kişilik grup yardımı ile gerekli olan yere kadar çekilerek götürülürdü. Taşlar çekildiği zaman oluşan sürtünme kuvvetini azaltabilme için ise, su ve çamur kullanılırdı.
Piramit yüzeyleri önceleri şu anda olduğu gibi basamaklı olan bir yapıda değildi.

Keops piramidi 45 asırlık var olma süreci içerisinde üst taraftan 10 metre kadar aşınmıştır. Yüzeyin üçgen biçimindeki basamak araları özel bir kireç taşı çamuru ile kaplanarak doldurulmuştur, ayrıca pürüzsüz, parlak bir görüntü alırdı.

Genellikle son 20 yılda piramitler geçtiğimiz 400 seneden daha da çok hasar almıştır.

Gerek güneş ışınları gerek ise iklim koşulları tarzında etmenler piramitlerin varlığını her geçmiş olan zaman dilimi daha da fazla tehdit eder.

Mısır kumlarının birer parçası gibi olan Gize Piramitleri, insanoğlunun başarısının doğasına gururla tanıklık ederler.

Onlar bir anlamda devamlılığını sürdüren bir anlamda ise yok olup giden toprakların anıtlarıdırlar.

Asıl ihtişamları zamanın aşımına uğramış olsa da, binlerce saat kan-ter içinde çalışmanın ürünü olan bu insan yapımı dağlar, bugün Kuzey Afrika topraklarında mihenk taşları gibi durmaktadır.

Onlar en az çöller, dağlar ya da Nil Nehri kadar bu bölgenin doğal birer parçalarıdır.

Modern Mısır, piramitleri yapan antik uygarlığı çok gerilerde bırakmış olmasına rağmen piramitler hala ulusal gurur ve kimliğin bir parçasıdırlar.

Piramitler Mısır’lılara, birden fazla tanrıya inanan ve devletleri saltanata dayalı hanedanlıklar tarafından yönetilen atalarından kalma mirastır.

Bu hanedanlıkların büyük yöneticileri Mısır’ın firavunları antik piramitlerin yaratıcılarıydı.

Sfenks ve Arka Planda Büyük Piramit

Sfenks

Sfenks

Mısır’ı ziyaret eden herkes mutlaka piramitleri de görür.

İnanılmaz boyutları karşısında insanın içine öyle bir merak hissi doğar ki, daha fazlasını öğrenmeye başlarsınız.

Piramitler ve Sfenks, Mısır kültürünün sembolleridirler.

Eğer Mısır kültürüne dair bir his uyandırmak isterseniz ortaya piramitlerin ve sfenkslerin olduğu bir fotoğraf koyarsınız ve bu fotoğraf kendiliğinden bütün çağrışımları getirir.

Neredeyse bu yüzyılın başına kadar Gize’deki büyük piramit, insan tarafından inşa edilmiş en büyük yapıttır.

Bu büyüklükteki taşlardan yapılmış böyle devasa bir yapının insanlığın inşa etmiş olduğu en eski yapılardan biri olması ise oldukça inanılmaz bir şeydir.

İlk piramit inşa edildiği zaman Batı Avrupa henüz tarih öncesinin sis perdesinin arkasındaydı.

Stonhage’in inşa edilmesi için bir 500 yıl daha geçecekti.

Mısırda ilk uygarlıklar, diğer bölgelerde de olduğu gibi nehir kenarında toplanmıştır.

Zorlu yaşam koşulları olan bir çevrenin büyük yaşam kaynağı olan Nil Nehri’nin.

Mısırlılar nehrin bir tanrı olduğunu ve yaratıcı tanrı Khnum’un onun akmasını sağladığını düşünürlerdi.

Mısır’ın güneyi o zaman da bugün olduğu gibi kuraktı; fakat kuzeyde, yer seviyesinin alçaldığı yerde, Nil deltası uzanmaktaydı.

Nehir taşıp tekrar geri çekildikten sonra, onun yıkadığı alanlar çamurla kaplanırdı.

Böylece bütün Nil vadisi verimli hale gelirdi. Sanırım Nil için eski Mısır’lıların yaşam çizgisi diyebiliriz.

Nil her sene taşardı ve bu eski mısırlılara verimli topraklar sağlardı ve bu verimli topraklar onların neredeyse her yıl insanlarının tümünü beslemeye yetecek kadar ürün yetiştirmelerini sağlardı.

Eğer Nil her yıl düzenli olarak taşmasaydı, Eski Mısır Uygarlığı bu şekilde bir nüfusu asla besleyemezdi, yani insanlar aç kalırdı.

Böylece Mısırlı çiftçiler, buğday, arpa ve meyve gibi çeşitli ürünleri üretebiliyorlardı.

Tabi ki, papirüs uygarlığın ortaya çıkması ve gelişimi göz önüne alınırsa, üretilen ürünler arasında en önemli olandı.

Mısır Firavunu Zoser

Zoser

Zoser

Mısırlılar milattan önce 3000 yıllarında yazılı bir dil geliştirmişlerdi.

Firavun’un emri altında çalışan bölge bakanı aynı zamanda tarım bakanıydı.

Bu tarım ürünlerinin Mısırlıların yaşamında ne kadar önemli bir yer edindiğinin göstergesidir.

Yüzyıllar sonra Mısır, Roma İmparatorluğu’nun bir parçası olduğunda, önemi en çok tarımsal üretiminin bolluğuna bağlıydı.

Toprağın işlenmesi yeni işleme biçimlerinin keşfedilmesine neden olmuştu.

Besin üretiminin organizasyonu, yazı, sanatlar ve mimari gibi gereksinimlere zaman ve insan gücü ayrılmasına ve bunun sonucunda ileri bir uygarlığın gelişmesine neden olmuştu.

Mısır Uygarlığı’nın temeli Nil’in bereketinde yatmaktaydı.

Nil nehri Mısırlılar’a birçok şey sağlıyordu. Öncelikle Mısır’ın ana ulaşım yoluydu.

Mısır’ın kendisi zaten Nil’in kıyısından oluşan dar bir alandan oluşmaktaydı ve Nil ulaşım için önemli bir rol oynuyordu, ayrıca balık ve çeşitli besin ürünlerinin de kaynağıydı ve yıllık taşımalar Mısır’daki tarımsal aktivitelerin temeliydi.

Nil olmasaydı Mısır Uygarlığı diye bir şey de olmazdı.

Nil’in sağladığı yaşamsal güce dayanan bu kültür, aynı zamanda ölüm meselesiyle de oldukça ilgiliydi.

İlk piramit milattan önce 2667 ile 2648 yılları arasında hüküm süren Firavun Zoser zamanında yapılmıştır.

Bu dönemde Nil yedi yıl boyunca taşmamıştı ve bu durum ciddi bir kıtlığa neden olmuştu.

Belki de Zoser’ın kendi ölümünü tasarlamaya ihtiyaç hissetmesinin sebebi buydu.

İnsanoğlu tarafından şimdiye kadar yapılmış hiçbir şeylekarşılaştırılamayacak kadar büyüleyici bir yapı inşa etmesi içi Mimar İmhotep’i görevlendirdi.

Zoser’ın bu göreve atfettiği önem o kadar büyüktü ki İmhotep’i heykeltıraş ustası ve Bayındırlık Bakanı ünvanlarıyla onurlandırdı.

Mimar İmhotep

imhotep

imhotep

İmhotep efsanevi bir figürdür.

Onun hatırası nesiller boyu yaşatıldı ve Roma İmparatorluğu zamanında artık tanrısallaştırılmıştı.

Aslında ünü çok daha öncesine dayanmaktaydı, basamaklı Piramit’in içinde onun tarafından yapılmış bir heykel vardı.

Kralın heykeli.

Normalde büyük bir heykelin üzerinde kralın ve ailesinin diğer üyelerinin isimleri yazılı olurdu.

Fakat bu heykelin üzerinde İmhotep’in ismi de vardı.

Daha önceleri bu tip yapılar kerpiç kullanılarak inşa edilirdi.

Ancak bu projede İmhotep farklı olarak taş kullanmıştı.

Bundan sonraki projelerde de malzeme olarak taş tercih edildi.

İlk başta on buçuk metre yüksekliğinde taştan bir zemin oluşturulmuştu. Dört yanda basamaklar oluşturacak şekilde aşağıdan yukarı doğru kenarları daralan, birbirine simetrik olarak yerleştirilmiş üç kare bu zeminin üzerine oturtulmuştu. Daha sonra iki ek basamakla zemin kat genişletilmiştir. Bu erken Piramitler basamaklı Piramitler olarak bilinir ve sonraki dönemlerde yapılan Piramitlerden devasa basamaklarıyla ayrılır. Bunu takip eden hanedanlıklar boyunca Mısırlılar yüze yakın Piramit inşa etmişlerdir. Aslında Piramit inşasının Mısır’ın en büyük endüstrisi haline geldiğini söylemek yerinde olur.

 

Piramit inşa dönemi olarak adlandırdığımız dönem boyunca hatırı sayılır sayıda Mısırlı Piramit yapımında çalıştırılmış olmalı.

Sonuç olarak bu insanlara iş olanağı sağlanması yanı sıra bununla bağlantılı çeşitli yan endüstrilerin çıkmasına vesile olmuştur.

Örneğin; bu insanların beslenmesi, gerekli araçların temini, granit çıkartılan bölgedeki insanlara iş sağlanması ve tabi denetçiler ve bakanlık memurları vardı.

Sonuçta Piramit yapımı bitince piramidin çevresinde tapınaklar ile bağlantılı olarak bir cenaze kültürü gelişti. Ayinlerde görev yapan çeşitli rahipler vardı.

Arınmış rahip ya da Kralın ruhuna günlük ritüel duaları okuyan rahip gibi, yani piramit inşası etrafında gelişen birçok endüstri vardı.

Yüzyıllar süren piramit yapımı boyunca, hayal gücünün sınırlarını zorlayan piramitler eski krallık döneminde Memphis’teki Kraliyet sarayına yakın olan Gize bölgesinde inşa edilen piramitlerdir.

Bu dev yapıtların dünyanın yedi harikasından biri sayılması hiçte şaşırtıcı değil.

Milattan önce 2566-2589 yılları arasında hüküm süren Keops öyle büyük bir piramidin yapılması emri verdi ki inşası otuz yıl sürdü.

Büyük olasılıkla piramitler tamamlandığı zaman onları gören insanlarda büyük bir hayranlık uyandırıyorlardı. Öncelikle o zamanlarda yaşadıkları çevrede başka neler gördüklerini göz önünde bulundurmak gerekli. Pek de etkileyici şeyler olmasa gerek ve bu heybetli ve parlak yapılar onlara müthiş etkileyici gözüküyorlardı.

O dönemden iki bin yıl sonra yaşamış Heredot bir Piramit yapımında yüz bin işçi çalıştığını iddia etmiştir.

Büyük olasılıkla her bir vardiya da en fazla sekiz bin işçi çalışmıştır.

Bundan doksan iki bin fazlası işin verimliliğini düşürürdü. Heredot’un bu işçilerin köleler olduğuna dair bir iddiası da aynı şekilde doğru olmasa gerek.

Heredot : ( MÖ 484 – MÖ 425 Halikarnas )

Heredot (MÖ 484- MÖ 425, Halikarnas)
Heredot

Büyük olasılıkla bu işte çalışan iki ana grup vardı.

Birincisi Piramitlerde sürekli olarak görevli vasıflı işçilerdi.

Bunlar taş ustaları, sanatçılar, denizaşırı yerlerden getirilenler ve bu tip kişilerdi.

Bir de muhtemelen etraftan taşıdıkları taşları taşıma görevlerinde dönemsel olarak çalışan çiftçiler ve işçiler bulunuyordu.

Bunlar kendi arazileriyle meşgul olmadıkları zamanlarda çalıştırılıyorlardı.

Birinci grup asıl olarak piramidin inşası ve parçaların bir araya getirilmesi işini üstlenirken, tarlaların dinlendirildiği dönemlerde çağrılan çiftçiler ve aileleri, inşaat alanına taş getiriyorlardı.

Ölü firavunu koruma amaçlı yapılan bir binanın yapımında görevli olmak bir onurdu.

Piramitler Firavunların ölümden sonraki hayat için korundukları dinlenme yerleri olarak düşünülüyordu.

Görevin sağladığı en büyük onur genellikle diğer yerlerde gıda tedarikinin güç olduğu dönemlerde işçilerin yemeklerinin kraliyet mutfağından gelmesiydi.

Yemeğin yanı sıra işçilere ücretsiz olarak yatacak yer de sağlanmaktaydı; ancak bunların karşılığında üstlerine aldıkları iş, tehlikeli olabildiği gibi en mükemmel şekilde yerine getirilmeliydi.

Bu insanlar en iyi koşullarda bile yüksek sıcaklığın hüküm sürdüğü iklim koşullarında inanılmaz beden gücü ve dayanıklılık gerektiren işler yapıyorlardı.

İçlerinde sıkış sıkış oldukları, kötü kokan kerpiçten evlerde yaşıyorlardı.

Bu durum oldukça iç karartıcı olmalıydı ve bu insanlar piramidin yapımı için gerekliydiler.

Çalışabilmeleri için tabi ki hayatta kalmaları gerekiyordu.

Sonuçta onlara kalacak yer ve yemek veriliyordu ama yine de yaşadıkları koşullar iyi değildi.

Piramit yapımı insanlık tarihinde bir dönüm noktasıydı.

Çünkü teknolojinin ilk kez büyük işlerde kullanılmasının başlangıcıydı.

Bu iş insan gücünün organizasyonunun yanı sıra araçların ve malzemenin doğru kullanımını gerektiriyordu.

İlk on yıl hazırlık yapmaya ayrılırdı.

Önce işçiler piramidin inşa edileceği alanı temizlerdi, sonra kullanılacak olan taşlar eşitlenirdi.

Bunun için sürekli olarak bilenmesi ya da yenilenmesi gereken sert taşlardan ya da bakırdan yapılan araçlara ihtiyaç vardı.

Böylece bakır işçilerine de iş imkanı doğuyordu. Bu iş de tamamlandıktan sonra kayalık zeminin içinde derin bir tünel kazıyorlardı ve yerin çok altında bir gömülme odası oyuluyordu. Bu sonuçta bitmiş yapının içinde ya da altında olmak üzere tamamlanmış olacak olan üç odadan birincisi oluyordu.

Neredeyse bütün piramitler içlerinde kurulan düzenin yanı sıra yer altına uzanan bir yapıya sahiptiler ancak bunlardan her biri birbirinden farklıydı.

Bunu takip eden on yılın büyük kısmı, yakında bulunan bir alanda, önceden ölçülmüş olan kireç taşlarının ölçülmesiyle geçiyordu.

Bu bloklar 13 hektarlık bir araziyi kaplayan büyük temeli oluşturuyorlardı.

Hazır hale gelen blokların çalışma alanında Gize’ye ulaşımı Nil’in taşma düzenine en az Mısırlılar’ın yaşamlarının bağımlı olduğu kadar bağlıydı.

Su seviyesi yükseldiğinde bloklar su taşıtlarıyla akıntı yönünde taşınıyorlardı.

Daha sonra özel olarak yapılmış araçlara indiriliyorlardı. Ayrıca yapılan dev bir rampa taşların, inşası süren yapıldığı alana getirilmesi için kullanılıyordu.

Piramidin yapımında çeşitli kategorilerde olan taşlar kullanılıyordu.

Birincil olarak basit temel taşlar vardı.

Bunlar mümkün olduğunca piramidin yakın çevresinden getiriliyordu.

İkincil olarak daha kaliteli olup piramidin dış yüzeyini kaplamak için kullanılan kireç taşları vardı.

Bunlar nehrin karşı tarafındaki bir bölgede bulunuyordu ve nehrin sularının taştığı dönemlerde teknelerle getiriliyordu.

Bir de daha özellikli olan granit ve bazalt gibi sert taşlar vardı. Bunlar ise Mısır’ın daha uzak bölgelerinden getiriliyordu.

Bu noktada Nil özellikle önem kazanıyordu çünkü bu taşlar, piramidin güney sınırının kilometrelerce ötesinde bulunuyordu.

Dördüncü hanedanlığın sonlarına doğru yapılan Keops Piramidi, iki milyon üç bin taş bloktan yapılmıştır. En büyük boyutlu taşların bir kısmı gömülme odalarının tavanlarında kullanılmıştır. Firavun’un bedeninin içine yerleştirileceği dev taş mezar, gömü odasına önceden yerleştiriliyordu. Bu taş mezar, karmaşık ve dar tünellerden geçemeyecek kadar büyüktü.

Önce oda kumla dolduruluyordu, sonra kumu boşaltıyorlardı ve böylece mezar yerine oturtulmuş oluyordu. Son olarak mezar, gömü odasının tabanında onun için hazırlanmış olan bir çukura yerleştiriliyordu. Bu işlem tamamlandıktan sonra odanın ortasında bulunan boşluk, bir üçgen oluşturacak şekilde tekrar kumla dolduruluyordu. Bu kumdan tepe, tavanı oluşturacak taşların yerleştirilebilmesi için bir destek oluşturuyordu. Taşlar birbirine dayanacak biçimde bir çatı şekli oluşturularak yerleştiriliyordu. Böylece kum boşaltıldığında her bir taş karşısında yerleştirilmiş olanın ağırlığını taşıyordu. Bu çatının üzerine yerleştirilen taşların ağırlığı da karşılıklı yerleştirilmiş olan bu taşları sıkıştırarak birbirlerine daha çok yapıştırılıyordu. Fakat daha sonra eklenen kısımlar asıl ağırlığın piramidi çevreleyen taşların üzerine kaymasını sağlıyordu.

Birinci ve ikinci hanedanlıkların Kralları, Mastaba mezarları olarak adlandırdığımız mezarlara gömülürlerdi. Bu sözcük Arapça’daki Bang sözcüğünden gelir. Çünkü gördüğümüz şey höyük formunda bir üst yapıdır. İlk hanedanlıkların kralları höyük şeklinde üst yapılar olan yer altı mezarlarına gömülüyorlardı. Bulgulara göre Zakara’da daha sonraki dönemlerde yapılan mezarlar aslında kerpiçten ve basamaklı üst yapılara sahipler. Yani Zoser üçüncü hanedanlık döneminde mezarı için basamaklı üst yapı seçtiğinde bu yoktan ortaya çıkmış bir fikir değildi. Bu değişiklik bu yapının boyutlarının devasa olmasını ve taştan yapılmasını istemesiydi.

Piramit’in dev üst yapısı önceki dönemlerde yapılanlar ile aynı işleve sahipti. Bir bakıma Firavun’un sarayının dış yüzeyini andıran gözlere çarpacak bir anıt. Piramitler ile ilgili derin araştırmalarla ilginç spekülasyonları çarpıcı bir şekilde bir araya getiren Yunanlı tarihçi Heredot onların yapım aşamasına dair görüşlerini dile getirir. Piramit basamaklar halinde inşa edilmiştir. Tabanın yapımı tamamlandıktan sonra kalan taşlar kısa keresteden yapılan bir çeşit vinç ile yukarı birinci basamağa taşınıyordu. Bu basamağın üzerinde bulunan başka bir vinçle taşlar daha da yukarı çıkarılıyordu. Heredot’un tarif ettiği şeyden yüzyıllar sonra yaşamış olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Vinçlerin kullanımlarına dair çıkarımlarının yaşadığı dönemde gördüğü Nil’den su çekmeye yarayan benzer araçlardan kaynaklanıyor olması olasıdır. Ancak böyle ağır taşları Heredot’un tarif ettiği şekilde taşımaları da aynı derecede olasıdır. Bu aletler Mısırlıların gemilerini yapmak için kullandıkları Lübnan’dan gelen kerestelerden yapılmış olabilir. Heredot Piramit’i nasıl son haline getirdiklerini ve bunun ne kadar zorlu ve pahalı iş olduğunu da tarif etmiştir.

Piramidin en dış katmanının yapımı yukarıdan aşağı inilerek tamamlanırdı. Piramidin üzerinde Hiyeroglif ile yazılmış bir kitabeden yaban turpu, soğan ve sarımsak alımı için ne kadar harcama yapıldığını öğreniyoruz. Bana bu yazıyı okuyan uzmanın açıklamalarına göre söz konusu rakam 1600 gümüş tablete karşılıktı. Eğer bu doğru ise kullanılan gıda malzemeleri ve işçi kıyafetleri için kim bilir ne kadar harcama yapılmış olmalı. Bize kalırsa piramitler ile ilgili olarak Heredot’tan edindiğimiz bilgilerin güvenirliği konusunda dikkatli davranmak zorundayız. Öncelikle, Heredot’un milattan önce beşinci yüzyılda yani piramitlerin inşa edildiği dönemden binlerce yıl sonra yazdığını göz önünde bulundurmalıyız. İkinci olarak, Heredot’un asıl amacının ve bundan kaynaklanan bakış açısının ne yönde olduğunu da düşünmek gerekli. Sonuçta, Heredot aslında güvenilir ve nesnel bir tarih yazmıyordu. Belli amaçlara yönelik yazıyordu.

Zoser’in Basamaklı Piramidi

Basamaklı Piramit
Basamaklı Piramit

Heredot’tan edindiğimiz bilgilere şüphe ile yaklaşmamız gerektiğini düşünüyoruz. Ama aynı zamanda şunu göz önünde bulundurmalıyız ki büyük olasılıkla Mısırlı rahiplerden bilgi topluyordu. Bu rahipler Yunanca bilmediği için Heredot onlarla bir tercüman aracılığıyla iletişim kuruyor olmalıydı. Ve antikiteye dayanan geleneklerinin sırlarını Heredot’a açıklamayı düşünmüş olmalarıysa gerçekten düşük bir ihtimal.

Zoser’in basamaklı piramidi basitçe birbiri üzerine yerleştirilmiş, her biri bir alttakinden daha küçük olan altı kattan oluşur gibi görünür. Ancak 1837 yılında yapılan bir keşif ile aslında bu piramidin 75 derece açıyla içeriye doğru eğimlenen, dikey olarak tasarlanmış destek duvarları ortaya çıkmıştır. Destek duvarlarının yükseklik seviyeleri Piramit’in dışına doğru azalmaktadır.

İmhotep böyle yüksek bir yapıyı sağlam yapmanın bir yolunu bulmuştu. Ve bu tasarım diğer tüm Piramitlerin yapımının da temelini oluşturmuştur. Ancak sonrasında yapılan diğer bütün piramitler gibi, yapımında harcanan bütün emeklere ve yapılan harcamalara karşın bu piramit evrensel ve insani açılardan zamana yenik düşmeye mahkumdu. Bir anıt mezar olarak dinsel işlevi unutuldu ve kendileri için taş çıkartma becerisinden ya da isteğinden yoksun kişilerce tahrip edildi. Ve yüzyıllar boyunca çöl rüzgarlarının taşıdığı kumlar tarafından aşınmaya uğradı. Bütün bunları sonucu olarak piramit orijinal yüksekliği olan 146,3 metreden 9,1 metre kadar alçalmıştır. Zoser’in ve veliahtının piramitleri başkent Memphis yakınlarında Zakara’da bulunurlar. Bunlar başkent yakınlarında bulunan en büyük iki piramittir. Diğerleri şehirden oldukça uzakta yükselirler.

Üçüncü hanedanlık sırasında Zoser ve mimarı İmhotep tarafından piramit inşası döneminin temelleri atılmıştır. Ancak büyük taş piramitler asıl olarak Firavun Sneferu tarafından kurulmuş olan dördüncü hanedanlığa damgalarını vururlar.

Kral Sneferu

Sneferu
Sneferu

Sneferu piramit yaptıran firavunlar arasında en önemlisidir. Yaşamı boyunca dört büyük piramit inşa ettirmiştir. Birincisi yapısal hatalar nedeniyle yarıda kalmış,  ikincisi kendi mezarı olmuş, üçüncüsü ise bir çeşit anıt olarak yapılmıştır. Sonuncusu en ilginç olanıdır. Basamaklı bir piramit olarak yapılmaya başlanmış ve sonradan sivri uçlu bir piramide dönüştürülmüştür. Üçüncü ve dördüncü hanedanlıkları birbirinden ayıran en önemli fark budur. Üçüncü hanedanlıkta basamaklı anıtlar ve piramitler yapılırken, dördüncü hanedanlıkta daha sonra yapılacak olan piramitlere örnek teşkil eden sivri uçlu piramitler yapılmıştır.

Sneferu’yu takiben oğlu Keops en büyük piramidi inşa ettirmiştir. Keops’un piramidi bugün Memphis’in 32 km kuzeyinde Gize’de yükselir. Bu yapı sadece en büyük piramit olmakla kalmaz aynı zamanda dünyadaki en büyük taş binadır. Roma’daki St. Peter Bazilikası olmak üzere, hiçbir katedral onunla bu anlamda karşılaştırılamaz. Yapısı o kadar sağlamdır ki, onu keşfeden ilk arkeologlar kesinlikle çökmeyeceğini bildikleri için, girişleri rahatlıkla barutla patlatarak açığa çıkarmışlardır. Keops Piramidi 50.524 metrekarelik bir alanı kaplar. Yaklaşık 150 metre yüksekliğe sahiptir ve yine yaklaşık 6,5 milyon ton kireç taşından yapılmıştır. Böylece Dünya’nın Yedi Harikası’ndan biri olmuştur.

Orijinalinde Keops Piramidi beyaz kireç taşlarıyla kaplıdır. Maalesef dış yüzeyi bugüne ulaşmamıştır. Piramidin dördüncü hanedanlıktan itibaren yapılan diğer piramitlerde de olduğu gibi, kuzey yüzünde kutupsal bir giriş vardır.

Dördüncü hanedanlıktan itibaren ölen firavunların Güneş Tanrısı’na refakat ettiğine inanılıyordu. Bazı yıldız kümeleri, bu giriş kapısı sayesinde, Kral’ın gömü odasına yansıyordu.

O zamanlarda insanların piramitlere baktıklarında neler hissettiklerini ve düşündüklerini bilmek harika olurdu. Eski Mısırlılar için Nil’in taşması, Güneş’ten gelen yaşamsal güçle birleştiğinde, bu hayatlarını sürdürebilecekleri anlamına geliyordu. Nil tüm Mısırlılara hayat veriyordu.

Kefren Piramidi

Kefren piramidi
Kefren piramidi

Keops’un oğlu Kefren milattan önce 2560 yılında Firavun olduğunda kendisi için bir piramit yapılmasını emretti; ancak 5 milyon 310 bin ton ağırlığında olan ve 60 bin kip taştan oluşan bu yapı babasınınkine rakip bile olamazdı. Bu yeni piramidin sadece gömü odasına sahip iç yapısı da, çok daha az karmaşıktı. Fakat Kefren, kendisini sınırsız güçle donatan bir firavun olmakla birlikte, büyük olasılıkla kendisine tanrı ünvanını veren ilk kraldı da.

Piramidin bazı kısımlarının daha kısa olması, eğim üzerine inşa edilmiş olmasıyla bağlantılıdır. Böylece yükseklikleri eşit görünür.

Kefren ikinci büyük piramidi yaptırmıştı, bu aynı zamanda Gize’deki ikinci piramittir. Babasınınkine kıyasla hacim ve yükseklik açısından daha küçük olmasına rağmen, biraz geriden bakıldığında oldukça yüksek görünür. Keops Piramidi’nin 152 metre güneybatısında bulunan Kefren’in piramidi, iki piramidin diagonellerinin aynı çizgisel düzlem üzerine geleceği şekilde yerleştirilmiştir. Beyaz kireç taşından yapılma dış yüzey, piramidin üst kısımlarında bozulmamış olarak kalmıştır. Böylelikle bu dış yüzeyin ne kadar pürüzsüz ve onu oluşturan taşların birbirine ne kadar yakın yerleştirilmiş olduğunu çıkartabiliyoruz. Boyutları itibariyle bu piramit 140 metre yükseklikteki Keops Piramidi’nden daha az çarpıcı olsa da, ona bir koruyucu eşlik etmektedir.

Kefren ve Sfenks

Mısır’da piramitlere rakip olabilecek denli heybetli tek anıt, gözden kaçması imkânsız olan Büyük Sfenks’tir. Sfenks’in işlevine dair birçok teori bulunuyor. Bir teoriye göre Sfenks, Gize platosunu kutsal bir alan olarak diğer bölgelerden ayıran bir çeşit sınır görevi görür. Ama Mısırlıların kendilerinin, Sfenks’in orada durma amacını unutmuş oldukları da önemli bir noktadır. Eski krallık sonrası 18. hanedanlık döneminde, yapımından 14 bin yıl sonra ufuk tanrısı Homekis’in bir temsili olduğu düşünülüyordu. Daha sonra ise, Heredot bambaşka bir teori ortaya sürmüştü. Yani, toplumsal hafızadan silinen bir şey olduğu ve anlam kaymasına uğramış olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Kral Kefren

Kefren
Kral Kefren

Antik Mısır’a dair birçok şey gibi, Sfenks de bizim için gizemini korur. Kefler’in bu kireç taşı yapıların yakınında, aslan bedenine oturtulmuş bir insan başı şeklinde, böyle ilginç bir anıt yaptırmayı seçtiği üzerine ancak tahminlerde bulunabiliriz. Sık olarak Sfenks’in koruyucu bir figür olduğu öne sürülür. Bu muhteşem figür insanları kötülükten korumaktadır. Arapça’da bu dev heykel Abu El Hul olarak geçer, dehşetin babası manasına gelir. Bir insanın başı ve bir aslanın bedenine sahip bir figürün temsili bu anıt, her ikisinin de belirleyici özelliklerini bir araya getirir. Sakin bir ifadeye sahip olan yüz, esrarengiz bir zekâyı ima eder. Beden ise gücü ve iktidarı temsil eder. Bazılarına göre yüz ölümden sonraki yaşama seyahat etmeden önce son dinlenme yerini izleyen Kefren’in kendi yüzüdür.

Heykelin yüzünün Kefren’in portresi olması yönündeki teoriler, kesin değildir. Ancak en azından bir firavunun temsil edildiği söylenebilir; çünkü heykelin başında firavunluk mertebesinin bir göstergesi olarak kabul edilen başlık vardır. Sonuçta burada temsil edilen kişi her kimse, bir firavun olarak temsil edilmiş olması gerekir.

 

 

Kefren’in oğlu Menkaure de başa geçtiğinde bir piramit inşa ettirmiştir. Yine diğerlerinden daha küçük, Keops’un kapladığı alanın yarısını kaplayabilecek boyutlarda olan bu piramit, Gize’de bulunanlar arasında en üstünü olarak değerlendirilmektedir.

Menkaure

Menkaure’nin piramidi, dış kaplamasının kireç taşından ziyade granitten oluşması nedeniyle ilginçtir. Bu yapının detaylarına dikkatli bakıldığında, daha özenli inşa edildiği ve kenarlarının daha düzgün olduğu görülür. Aynı zamanda büyük piramitler inşa etmenin sonunu da damgalar. Daha sonraki piramitler çok daha kötü ve özensiz şekilde inşa edilmiştir ve günümüze sadece kalıntıları ulaşmıştır.

Özetle; Menkaure’nin piramidi, boyutları açısından, kendisinden önce yapılanlara oranla çok daha küçük olmasına karşın, yapımında harcanan emek muhtemelen aynı derecedeydi. Firavunların bundan sonra da piramit yapımına devam etmelerine karşın, bütün büyük piramitler dördüncü hanedanlık sırasında, 100 yıllık bir süre içerisinde inşa edilmiştir. Bunu takip eden beşinci hanedanlık döneminde, standartlar ve boyutlar göz önünde bulundurulduğunda, çok belirgin bir düşüş görülür.

Piramitlerin dış görünüşleri ne kadar etkileyici olursa olsun, onları ilk yaptıranların asıl ilgilendikleri konu içlerinde ne olduğuydu. Bu çok büyük hacimli ve ağır mezarlar, sadece tek bir bedeni, firavunun bedenini muhafaza etmek için yapılıyorlardı. Eski Mısırlılar birçok tanrıya tapıyorlardı. Dokuz ana tanrı vardı. Bu tanrılardan; Nut gök tanrısı, Geb yer tanrısı, Tefnut su tanrısı ve Ra güneş tanrısıydı. Ancak Ra bile önem açısından bir başka tanrı, ölüm tanrısı olan Osiris ile rekabet içerisindeydi. Osiris’in, kardeşi kötü tanrı Set tarafından öldürüldüğüne inanılmaktaydı.

Osiris’in krallığının batıda ufuk çizgisinin ötesine ve yerin altına uzandığı düşünülürdü. Sıradan bir Mısır vatandaşı öldükten sonra tam da burada ikamet etmesini umut ederdi. Firavunun ilahı olduğuna inanılırdı. Hatta onun Osiris’i yaşama döndüren ve kötü kardeşi Set’i öldüren Horus olduğuna inanılırdı. Bazılarına göre, onun ölümsüzlüğü Osiris’in krallığının başına geçmesiyle ilişkiliydi. Diğerlerine göreyse, Güneş Tanrısı Ra ile gökleri yöneterek, ölümsüzlük kazanmaktaydı; ancak Osiris gibi, mumyalanmak da ölümsüzlük için gerekliydi.

Menkaure
Menkaure

Menkaure Piramidi

Mumyalama, bedenin sonsuza kadar korunması amacıyla yapılıyordu. Bunun arkasında yatan sebep, ruhun yer altı dünyasında yaşayabilmesi için, bedenin ölümlü dünyada sağ kalması gerektiğiyle bağlantılıdır. Ölü bedene böyle bir şey yapılması gerektiği fikrinin temelleri, tarih öncesi dönemlere uzanmaktadır. O dönemlerde Mısır’ın sıcak kumlarının içine gömülen bedenlere ne olduğuyla ilişkilidir. Sıcak kum doğal olarak bedeni kurutup, olduğu gibi muhafaza ediyordu. Bunu fark etmeleri mezar yapmaya ve ölüleri kuma gömmek yerine odalara koymaya başladıktan sonra oldu.

Bütün varlıklı Mısırlılar mumyalanıyordu. Eğer varlıklı değillerse, çıplak olarak batı yönüne dönük şekilde gömülüyorlardı. Böylece, kum bedeni kurutup aynı şekilde muhafaza ediyordu. Firavunun bedeni yanan bir lambanın bulunduğu bir sandalın üzerine yatırılırdı. İsis ve Neftis’i temsil eden iki profesyonel ağlayıcı ona eşlik ederdi. Nil üzerinde Gize’deki kendi yaptırmış olduğu son dinlenme yerine götürülürdü. Taşarak ona yaşam ve anıtının taşlarının bulundukları bölgelerden taşınmalarını sağlayan nehir, ona bir kez daha hizmet etmiş olurdu. Nehir üzerindeki kısa yolculuk, firavunun göklere yapacağı yolculuğu temsil ederdi. Bu yolculuğun yapıldığı tekne de, nihayetinde, piramidin içine kralla birlikte gömülürdü.  Batıya dönük olarak firavunun Osiris’in krallığına yapacağı son yolculuğa çıkarmak üzere beklerdi. Bunu takip eden 70 gün boyunca rahipler tarafından gerçekleştirilen mumyalama işlemi sürerdi. Sonra artıklar yıkanıp, natronla dolduruluyordu ve her parça ayrı ayrı bandajlanıyordu. İç uzuvlar; kalp, karaciğer, mide ve bağırsaklar üstlerinde bu organları koruyacaklarına inanılan, dört farklı tanrının başlarının oyulmuş olduğu dört özel kavanoz içinde saklanıyordu.

Osiris

osirisMumya tahtadan bir tabuta yerleştirildikten sonra, dini bir ayin düzenlerdi. Bu ayinin firavunun ruhunun mumyalanmış bedene tekrar geri dönmesini sağladığına inanılırdı. Yüzyıllar sonra yaşayan Vikingler gibi Mısırlılar ölülerinin yeni dünyaya yolcukları sırasında ihtiyaç duyabilecekleri erzakları da yanlarına koyarlardı. Piramitlerdeki gömü odalarına mücevherler, esanslar, kıyafetler yemek ve hatta bazen taştan yapılan yemek temsilleri konulurdu. Firavunun yolculuğunda yemeğe ihtiyacı olabilirdi, hatta rahipler daha sonra firavunun yemeğe ihtiyacı olabileceğini düşünerek piramide düzenli olarak yemek götürürlerdi.

Mısırlıların bedenin ve ruhun doğasına ilişkin oldukça karmaşık bir dizi inançları vardı. Öncelikle kişilik birkaç bölüme ayrılırdı. Sonuç olarak bedenin somut unsur, ruhunsa soyut unsur olarak algılandığı batı düşüncesinden oldukça farklı bir bakış açıları vardı. İnsanların daha aşina oldukları Ba ve Ka’nın dışında, Mısır düşüncesinde ruhun başka bileşenleri de vardı. Mesela, kişiliğin Osiris’te birleşen aşkın yönünü ifade eden Arh gibi.

Rahipler tarafından düzenlenen bir sonraki ayin Ağız Töreni’ydi. Burada firavunun, kraliyet heykeltıraşları tarafından, sanatçıların resmi kitaplarında belirtilen kurallar doğrultusunda yapılan heykelleri bulunurdu. Bu heykellerin yapıları ve işlevleri dini nitelik taşırdı. Heykel tamamlandıktan sonra firavunun ismi altına kazınırdı ve o andan itibaren, onun firavunun kendisine dönüştüğüne inanılırdı. Hazırlandıkları tören, yine Osiris’in mitine dayanırdı. Horus’un oynadığına inanılan rolü üstlenen rahip tarafından her bir heykelin ağzına dokunulduğunda, firavunun ruhu heykele nüfuz ederdi. Böylece ruhun birden çok ikamet yeri bulunurdu. Ancak bu tören tamamlandıktan sonra firavunun tabutu, bir tünelden, gömü odasının hazırlanmış olduğu piramidin derinliklerine taşınırdı. Taş mezara yerleştirildikten sonra, mezarın kapağı kapatılır ve mühürlenirdi. Böylece mumyalanmış beden sonsuzlukta yerini alması için orada bırakılırdı.

Set

Set figürü
Set figürü

Bazılarının inancına göre firavun, Ra’nın bulunduğu göğe yükselirdi, diğerleri ise firavunun dünyada Horus olarak var olduğundan gökte Osiris olduğu inancını sürdürmekteydiler. Eski firavun Osiris olarak korunaklı mezarından dünyadaki ölümlüleri korurken, yeni bir Horus yani yeni bir firavun onları yönetecekti.

Mısırlıların, mezar dediğimiz şeyleri yapmaya başladıkları tarihlerden itibaren, mezar hırsızlarını uzak tutmak için güvenlik önlemleri aldıklarını biliyoruz. Ancak eninde sonunda güvenlik önlemlerinin yetersizliği ortaya çıktı. Piramitlerden hiçbiri hırsızlığa uğramaktan kurtulamamıştır ve kanıtlar hırsızlıkların gömülme gerçekleştikten çok kısa bir süre içinde olduğunu göstermektedir. Piramit hırsızlıkları bilinen tarihe kadar uzanmıştır. Örneğin; ortaçağda piramitlerin bazı bölümleri içlerinin altınla dolu olduğuna inanıldığı için tahrip edilmiştir. Daha sonra 19. yüzyılda, Avrupalı koleksiyoncular Mısır’daki eserlere ilgi duymaya başladıklarında, büyük oranda tahribat gerçekleşmiştir. Mısırlılar, en ünlüsü Krallar Vadisi’nde olmak üzere, firavunlarının kutsal kalıntılarını muhafaza etmek için piramitler inşa etmeye devam ettiler. Ancak bunların hiçbiri Gize’deki piramitlerle boyutları ve dayanıklılıkları açısından yarışamazdı. Bütün bu yapılar bir tek şey için inşa ediliyordu. Zamanın akışını aldatmak ve Osiris’in yapmış olduğu gibi ölümsüzlüğü yenmek. Eğer eski firavunlar bu şekilde ölümü yenmeyi başaramamış olsalar bile, piramitleri yaptırarak en azından birer miras bırakmış oldular.

Horus

horusPiramitler, tarihte yapılmış bütün diğer anıtlardan daha fazla, insan hayal gücünün sınırlarını zorlar. Piramitler antik dönemlerde bile, turist çekiyorlardı. Tabi ki firavunlar bu turistleri memnuniyetle karşılıyorlardı; çünkü Mısır dininin arkasında yatan temel düşünce, eğer isminiz hayattakilerin dudaklarında yaşıyorlarsa, sizin de sonsuzluğa kavuştuğunuzdur.

İnsanlar, piramitler karşısında hala şaşkınlığa düşüyor; çünkü onlar heybetli ve eski. İnsanlar hala bu yapıları inceliyorlar ama aslında onlar hakkında çok az şey biliyoruz. Piramitler hakkında öğrenilecek hala birçok şey var, tam da bu nedenle insanlar onun gizeminden esinleniyor ve en önemlisi hala onları araştırıyorlar. Unutulmamalıdır ki, piramitler sadece bir kişi tarafından gerçekleştirilmiyorlardı. Bu dev projelerden her birini tamamlamak için ihtiyaç duyulan astrologlar, mimarlar, mühendisler ve binlerce işçi. Bu büyük piramitlerin hasar görmüş kalıntılarıyla firavunlar kadar, bir anlamda bütün bu insanlar da yaşamaya devam etmekte. Taşları mesken edinenlerse onların ruhları olmalı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.